
Bahçenin nasıl olması gerektiğine senin karar vermen ve kontrolü ele alman gerekiyor. Çünkü kendi haline bırakılan bir bahçe karmakarışık ve nereye gideceğini bilemez bir halde kalıyor. Ölmüyor ama olmuyor da.
Gerçekten de ne ekersen onu biçiyorsun.
Diğer yandan, ekmediğin her ne varsa onlar da bitiyor bahçende. Hesapta olmayan ayrık otları ve dikenlerle mücadele etmekten tükenebiliyorsun zaman zaman.
On metrekare alanı, on kere de eksen çimlendiremeyebiliyorsun bazen – “zorla güzellik olmuyor” yani… “Olmayınca olmuyor” ya da.
Emek verilmeyen hiçbir bitki büyümüyor, güzelleşmiyor ve çiçek açmıyor. Bahçeni kendiliğinden coşku ile saran, neşe kaynağı, kaprissiz ve güleryüzlü papatyalar bile, arada bir yapraklarına elin değmezse eğer bir gün gelip küsüyor ve kayboluyorlar.
İçinde çocukların koşmadığı bir bahçede, meyve ağaçları da kök salıp büyüyemiyorlar bir türlü. Baharı hevesle değil hüzünle karşılıyorlar.
Bahçene, iklime uygun olmayan bitkiler ekmek hep hüsranla sonuçlanıyor. Oysa, toprağın yapısına, suyun sertliğine ve güneşin yakıcılığına aşina iklim bitkileri her çabana karşılık veriyor, günden güne güzelleşiyor, kök salıyorlar.
Bir “cemile”yi bahçene ektiğinde, yerinde güvende olduğuna ikna olana dek bir santim bile büyümüyor ve tek bir çiçek açmıyor. Ama bir kez ikna olur ve tutunursa bahçene, çiçeklerle dolan dalları tüm güzelliği ile bahçenden dışarı taşmaya başlıyor – herkesi imrendiriyor.
En kabuklu ve en dikenli kaktüsler, en güzel çiçekleri sunarak şaşırtabiliyorlar seni. ‘Bununla uğraşıp beklediğime değmiş’, dedirtebiliyorlar.
Sevgiyle büyüttüğün çiçeklerse, bahçenin en güzeli ve gözdesi oluyorlar daima.
27.11.2011