
Neyim ben?
Bir vücudum var, sınırları çizilmiş olan…
İşte bak: Gövdem burada; bütün iç organlarım, kollarım, bacaklarım burada; başım sonra, o da burada-saçlarımla beraber.
Bildiğin, “madde”yim yani.
Diğer yandan beni ben yapan başka şeyler de var, sınırları kesinlikle belli olmayan…
Aklım, düşüncelerim, sağduyum mesela ve tabii duygularım…
Bunları düşünürsek, aynı zamanda “enerji”yim de.
Hem madde hem enerjiysem, sonsuzluğun ta kendisiyim demek ki!
Çünkü, E=mc².
Yani madde enerjiye dönüşebilir, enerji de maddeye ve hiçbir şey kaybolamaz ortadan.
Sonsuza dek buradayım o zaman!
Peki, neresi burası – neredeyim ben?
Tıpkı benim gibi “madde” ve “enerji”den oluşan bir yerde.
Tıpkı benim gibi sınırları belli olmayan “evren”de.
Ben, bedenimle sınırlı değilim; evren, algılayıp ölçebildiklerimizle sınırlı değil; en sıradan bir eşya bile kütlesiyle sınırlı değil.
Sonsuzluğun içinde varolabilmiş hiçbir şey yeterince küçük değil.
Biz mi evrenin içindeyiz evren mi bizim içimizde, belli değil.
Uçsuz bucaksız karanlıkları ve sonsuzluğuyla bizi meraktan çatlatan evren, aslında hiçbirimizden daha karanlık ya da daha sonsuz değil.
Özdemir Asaf’ın aşk evreninde yazdığı, “Perspectif” başlıklı bir dörtlüğü var:
“Senin içine girdiğim zaman
Dışımda kalıyorsun.
Senin dışından sana bakınca
İçime sığmıyorsun.”, diyor Asaf.
Ben de aynen bunu demeye çalışıyorum işte!
18.01.2013