
Adı “Jaliaum”muş.
Gözlerinin içine bakınca duymuş adını, gözlerinin içine bakmaya cesaret eden biri.
Her bakana bembeyaz görünen bir kuşmuş.
Gel gör ki rengarenkmiş aslında.
O kadar hızlı hareket edermiş ki renklerini belli etmemek için, uzaktan bakanlar tüm renklerin birleşimi olan beyazı görebilirlermiş ancak.
Kabarık göğsü mağrur ve gururlu gösterirmiş onu.
Oysa yakından baksalar göreceklermiş bedenindeki yara izlerini saklamak için kabarıp durduğunu.
Ateş rengi gagası gün batımı parlaklığındaymış.
Dilinden çıkan sihirli seslere yorarlarmış bu parlak ve yakıcı rengi.
Peki ya içinde kalan, söyleyemediği zehirli sözlere ne demeli?
Yumuşacık ayaklarındaki keskin pençeleri gören olmamış derler.
Belki de görenleri daha sonra gören olmamıştır, bu da bir ihtimal yani…
Kanatlarını açtığında altın kurdeleler saçılırmış etrafa.
Zenginlikler etrafa saçılsa ne fayda, paylaşacak kimse olmadıktan sonra.
Karadeniz’in en doğusunu Ege’nin en batısıyla birleştirecek kadar geniş ve heybetliymiş kanatları.
Rahatça yol alır bu kanatlarla sanırlarmış.
Oysa kolay mı bulmak böylesi kanatların altını dolduracak rüzgarı?
Uzun ve çetin bir yol bekler,
Üzerinden geçtiği diyarları sevgiyle kucaklamaya çalışan bu kuşu.
Zordur,
Kök salınan topraklar yerine,
Yıldızların suretlerinin salındığı denizlere konarak yol almak.
Nefesin kesilir,
Belin bükülür,
Rüzgar zaten yok…
Kim gördüye gidersin.
16.06.2014
*Credit for the character “Jaliaum”: T.Ç.