KARAR VERMEK ÇOK MU ZOR?

IMG_1069-1.JPG

Karar vermek çok mu zor?
Düşünür taşınırsan, zor değil—imkansız!
Olasılıkların sonu yok çünkü.

Oysa kalbinden geçen hep tektir insanın.
Kalbinden geçenin aklına yatmasını beklerken bir ömür geçer bazen.
Bir ömür derken, senin ömrün…
Geçer.
Gider.
Biter.
Bunun farkında olsak?
Yaşıyoruz dediğimiz her gün ölmekte olduğumuzun yani…
Aklımızın, hayati bir tehlike söz konusu olduğu ilk anda devre dışı bırakılan zavallı bir mekanizma olduğunu çıkarmasak aklımızdan ve kalbimizden geçenlere kulak versek biraz?

Ne de çok güveniyoruz aklımıza.
O kadar ki, aklımızı ara sıra askıya almak aklımıza bile gelmiyor.
Hep özlem duyduğumuz “Hayatın Kullanım Kılavuzu” elimizin altında, hepimizin hayatının “Cevap Anahtarı” kendi göğüs kafesinde aslında.

Yani karar vermek kolay olmasına kolay da—biz zoru seviyoruz galiba!

27.09.2014

DOLAP BEKÇİSİ “AVERNA”NIN AKIBETİ

averna

Sicilyalılar, bir şey biliyor olmalılar ki yaklaşık 150 yıldan beri üretiyorlar bitkisel bir likör olan “Averna”yı. ‘Adamlar 150 yıldır aynı içkiyi içiyor da sen ne maksatla bilmem kaç yıldır dolapta tutuyorsun’ diye sormazlar mı? ‘Bir sana mı beğendiremedi Sicilyalılar’ demezler mi?

Yıllar önce hediye gelen bir şişe Averna’yı bekletip içmemiş olmamın sebebi beğenmemek değil elbette. Görebildiğin, dokunabildiğin, kokusunu ve tadını alabildiğin bir içkinin, birbirine değen kadehlerden çıkan sesini duyamadıkça o içkinin hakkını verebilmenin mümkün olmadığını düşündüğüm için yıllarca dolapta bekledi o Averna.

Sicilyalılar bu konuda bana kesinlikle hak vereceklerdir: Güzel bir şişe içkinin tadını çıkarmanın yolu onu keyifle, neşeyle, kahkahayla, dostlukla, aşkla ve hatta suç ortaklığıyla paylaşabilmekten geçer. Bazen evdeki dolapları karıştıracak kadar yakın birilerinin, bir şişe içkiyi saklandığı yerden çıkarması gerekebilir onu paylaşmayı teklif edebilmeniz için.

İlk kadeh birarada olmanın keyfiyle kaldırılır.

İkinci kadeh neşenizi yerine getirir.

Üçüncü kadehte başkalarının ne düşündüğünün geçici de olsa bir önemi kalmaz.

Dördüncü kadeh, birbirinizle suç ortağı olmaya çoktan gönüllü olduğunuzun göstergesidir.

Beşinci kadehte artık durmak gerekir belki ama durulmayabilir de tabii – devam kararı etrafta sizi taşıyabilecek güçte birilerinin olmasına bağlıdır.

Altıncı kadeh ve sonrakilere devam etme cesaretiniz varsa eğer bunun yalnızca iki açıklaması olabilir: Ya hiçbir zaman kontrolü kaybetmekle ilgili bir derdiniz olmamıştır ya da hayatınız otokontrol sağlamaya çalışarak geçmektedir ama o an yanınızda kendi kontrolünüzü bile rahatlıkla devredebilecek kadar güvendiğiniz birileri vardır.

Kaçıncı kadehte duracağınız elbette size kalmış ancak yıllarca sırasını beklemiş güzel bir şişe içkiyi paylaşmak üzere açtıysanız eğer, mutlaka hakkını verin derim.

Benim dolap bekçisi Averna’mın akıbeti sorulursa eğer, ‘70 cl’lik şişe, yaklaşık 3,5 cl’lik shot bardaklarıyla, iki kişi arasında bölüşülüp bir saat içinde tüketildi’ diyerek özetleyebilirim durumu sanırım – Sicilyalı Salvatore Averna, tam 144 yıl önce bulduğu formülün bugün bile nelere kadir olduğunu görse kesin gözleri yaşarırdı!

24.02.2012

NAİF

20140728-150126-54086912.jpg
Hatırlanmak istediğimde “hatırlamak”,
Aranmak istediğimde “aramak”,
Bulunmak istediğimde “bulmak”,
İlgilenilmek istediğimde “ilgilenmek”,
Farkedilmek istediğimde “farketmek”,
Duymak istediğimde “söylemek”,
Doğru bir davranış şekli mi acaba?
Yoksa doğrudan naiflik mi?
Neyse ne…

30.05.2012

HESAP KİTAP

hesap kitap

Ne kadar sevebilir bir insan?

Ne kadar güvenebilir birine?

Nasıl bırakabilir kendini bir başkasına?

Ne kadar yalnız bırakabilir seni, kendini bıraktığın bir kişi?

Ne kadar duymazdan gelebilir sesini, söylemek istediklerini?

Nasıl bırakabilir elini, birdenbire, hiç beklemediğin bir anda?

Ne kadar sürer kabullenmek?

Ne kadar sürer içinden çıkmak?

Ne kadar sürer iyileşmek?

Nasıl unutur insan canının yandığını?

Nasıl yeniden sevebilir?

Nasıl yeniden güvenir?

Yaşadığı her şeyin ağırlığını ilk günkü sızısıyla içinde taşıyan biri, bir yeni güne daha uyanabilir mi?

Yeniden uyanabilmek için mi unutuyoruz başımıza gelenleri?

Ya da bir daha olmaz mı sanıyoruz?

Olursa bu kez nasıl altından kalkacağımızı hesaplıyor muyuz?

Hesapla kitapla oluyor mu peki?

30.05.2012

TEK BİR YEŞİL YAPRAK

yeşil yaprak

Bir vazo dolusu çiçek.
Beyaz hem de, sevdiklerimden.
Hüznü bugün gibi aklımda.
Görüntüsü hiç gitmez gözümün önünden,
Belki de dokuz yıl boyunca beklediğimden.

Dokuz yıl sonra bir gün,
Eve geldim ve ordaydılar.
‘Biz aslında önceden de gelebilirdik de keyfimiz gelmediydi’ der gibi,
‘Önceden de bir mani yoktu görüşmeye ama duyduk siz gidiyormuşsunuz,
Gitmeden bir görüşelim’ der gibi.

Bir vazo dolusu beyaz çiçek.
Hüznü bugün gibi aklımda.
Keşke hiç görmeseydim onları öyle hep birlikte karşımda.
Keşke tek tek gelselerdi dokuz yıl boyunca.

Onlar değildi ki asıl beklediğim:
Sırf ben istedim diye,
Sırf yüzüm aydınlansın diye,
“Niye ki?” diye sormadan,
Verilecek bir kuru daldı.

Bir vazo dolusu beyaz çiçek.
Hüznü bugün gibi aklımda.
Yine de gölgeleyemez bu hüzün,
“Niye ki?” diye sormadan,
İki deniz üzerinden aşırılıp,
Getirilen tek bir yeşil yaprağın sevincini.

Onca yıl ve onca yol sonra bile,
Tek bir yeşil yaprağın sevinciyle,
Tüm bir gece gözümü kırpmayışımdır,
‘Ben’ yapan beni.

13.07.2014

JALIAUM*

kus-tuyu
Adı “Jaliaum”muş.
Gözlerinin içine bakınca duymuş adını, gözlerinin içine bakmaya cesaret eden biri.

Her bakana bembeyaz görünen bir kuşmuş.
Gel gör ki rengarenkmiş aslında.
O kadar hızlı hareket edermiş ki renklerini belli etmemek için, uzaktan bakanlar tüm renklerin birleşimi olan beyazı görebilirlermiş ancak.

Kabarık göğsü mağrur ve gururlu gösterirmiş onu.
Oysa yakından baksalar göreceklermiş bedenindeki yara izlerini saklamak için kabarıp durduğunu.

Ateş rengi gagası gün batımı parlaklığındaymış.
Dilinden çıkan sihirli seslere yorarlarmış bu parlak ve yakıcı rengi.
Peki ya içinde kalan, söyleyemediği zehirli sözlere ne demeli?

Yumuşacık ayaklarındaki keskin pençeleri gören olmamış derler.
Belki de görenleri daha sonra gören olmamıştır, bu da bir ihtimal yani…

Kanatlarını açtığında altın kurdeleler saçılırmış etrafa.
Zenginlikler etrafa saçılsa ne fayda, paylaşacak kimse olmadıktan sonra.

Karadeniz’in en doğusunu Ege’nin en batısıyla birleştirecek kadar geniş ve heybetliymiş kanatları.
Rahatça yol alır bu kanatlarla sanırlarmış.
Oysa kolay mı bulmak böylesi kanatların altını dolduracak rüzgarı?

Uzun ve çetin bir yol bekler,
Üzerinden geçtiği diyarları sevgiyle kucaklamaya çalışan bu kuşu.

Zordur,
Kök salınan topraklar yerine,
Yıldızların suretlerinin salındığı denizlere konarak yol almak.
Nefesin kesilir,
Belin bükülür,
Rüzgar zaten yok…
Kim gördüye gidersin.

16.06.2014

*Credit for the character “Jaliaum”: T.Ç.

“SOR BANA PİŞMAN MIYIM?”*

Untitled-1

Yaşadığı derenin ötesinde ne olduğunu merak ede(bile)n “Küçük Kara Balık”** çıktığı yolculukta hiç pişman olmuş mudur acaba?

Merak ve pişmanlık aynı yerde uzun süre barınamaz çünkü.

Pişman olup yarı yolda kalanlar birşeyleri yeniden kolayca merak edemezler.

Merak edebilmenin tadını alanlarsa artık yaşadıkları hiçbir şeyden pişman olmazlar.

Merak edebilmek demek karşına çıkabilecek her şeye hazırlıklı olmak demektir aslında.

Karşına her şeyin çıkabileceğine hazırlıklı olmak…

Sadece umulan ve özenilen şeylerin değil – “her” şeyin…

En olmayacak şeylerin bile karşına çıkma ihtimalini göze alabilmek ve bildiğin kadarıyla olduğun yerde kalmanın güvenini şeytana satabilmektir.

Merak edebilme cüretinde olanlar,

Sora sora,

Okuya okuya,

Geze geze,

Deneye deneye,

Düşe kalka,

Kafaları duvarlara çarpa çarpa,

Hayatın dibine vururlar.

Alacaklı kalmazlar,

Hayattan kalkarken hesabı da kapatmış olurlar.

25.05.2014

*“Sor Bana Pişman mıyım?-Duman I”, Ari Barokas – 2009

**“Küçük Kara Balık”, Samed Behrengi -1967

GÜNEŞE DÖN YÜZÜNÜ

güneş

Güneşe dön yüzünü – ki “gölgen arkada kalsın”.

Gölgen kendi varlığını hatırlattığından sana kırgınlıklarını, korkularını, biriktirdiklerini ve yüklerini de hatırlatır bazen…

Bazen ileri doğru bir adım atmaya çalışırken ayağına dolanır, engel olur sana.

Kendi kendine gölge etmiş olursun yani.

“Gölge etme(sen), başka ihsan istemez” belki de.

Güneşe dönsen yüzünü,

Gölgen arkada kalsa,

Güneşli bir günün sabahında doğuya doğru yol alsan mesela…

Belki güneş kadar sıcak bir çift göz “güzelliğini hatırlatır sana aynalardan evvel”,

Belki hiç ummadığın bir yerde güneş kadar aydınlık insanlarla tanışırsın,

Belki de artık taşımak istemediklerini güneşte ısınmış bir çakıl taşına yükleyip, denize fırlatırsın.

Taş kadar sert bir meyve çekirdeğinin içindeki tohumda bile yeniden doğma hissi yaratan güneş, sana da iyi gelir belki.

Olamaz mı?

Gölgeni arkana almadan, bilemezsin.

10.05.2014

“ŞUKO”CUM – CANIM ANNEM…

image

Dünyanın en tatlı, en pamuk annesinin tek kızı ve üç kız kardeşin annesi: “Şuko”cum-canım annem, benim annem…

Bu hayata gelmem konusunda gencecik yaşında inisiyatifi ele alan korkusuz bir aslan,

Bir “Anneler Günü”nde beni doğuran ve kucağına alan bir melek,

Işıl’ı kıskanıp “Ben de kitap okuyacağım” diye tutturduğumda, bana okumayı söktüren bir öğretmen,

Minicik halimle, kocaman bir doktora kızıp “Benim halam da doktor ama çok güzel, sen kelsin işte!” diye bağırarak hastaneyi ayağa kaldırdığımda, utansa da elimi bırakmayan şefkatli bir el,

Eğitimin, meslek sahibi olup çalışmanın, her ne olursa olsun kendi ayaklarının üzerinde durmanın kıymetini zihnimin her noktasına işleyen bir akıl hocası,

Gerektiğinde hem kadın hem erkek; hem anne hem baba olabilecek kadar güçlü olsa bile yine de yalnız ve kırılgan bir kız çocuğu,

Sevgilinin en çok da zor zamanlarında yanında durulması gerektiğini gösteren cesur bir kadın,

İyi bir eğitim almamı sağlayarak koluma kocaman bir altın bilezik takan ailemin kraliçe arısı,

Zeytinyağlı taze fasülye, ıspanaklı börek ve sütlaç yapmayı ondan öğrendiğim usta bir aşçı,

Topu topu birkaç santimlik hayat tecrübemi dikte etmeye kalkıştığımda, sükunetle dinleyen, alçakgönüllü bir öğrenci,

“Ben doldurur, ben içerim – günah benim, kime ne?” diyen o canım türküye beraber içlenip, beraber ağladığım can yoldaşım,

Şimdilerde, bazen benim onun annesi olduğum güzel kızım…

Her fırsatta “Hayatta yaptığım en güzel şey sizleri dünyaya getirmek” dersin ya gururla, biz de seninle ne kadar gurur duysak, senin için ne söylesek az galiba…

13.10.2010

Anneler Günün kutlu olsun Canım.

11.05.2014